Bain & Company: Son 10 yılda sürdürülebilir teknolojilere 17 trilyon dolarlık yatırım yapıldı
Bain & Company'nin yayımladığı "Vizyoner CEO'lar İçin Sürdürülebilirlik Rehberi" raporunun 4. edisyonuna göre, özel sektör ve hükümetler son on yılda sürdürülebilir teknolojilere 17 trilyon dolarlık devasa bir yatırım gerçekleştirdi.
ForInvest Haber'e gönderilen açıklama şöyle:
"Bain & Company'nin yayımladığı "Vizyoner CEO'lar İçin Sürdürülebilirlik Rehberi" raporunun 4. edisyonuna göre, 2015'ten bu yana takip edilen 37 sürdürülebilir teknolojiden yalnızca üçü tahminlerin üzerinde performans gösterirken, 29'u beklentilerin altında kaldı. Rapor, sürdürülebilirlik şirketler için rekabet avantajı yaratma ve yapay zekânın sunduğu fırsatlardan yararlanma açısından önemli bir dönüşüm fırsatı sunduğuna dikkat çekiyor.
İSTANBUL – 14 Ekim 2026 – Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain & Company'nin "Vizyoner CEO'nun Sürdürülebilirlik Rehberi" raporunun dördüncü sayısına göre, özel şirketler ve hükümetler son 10 yılda sürdürülebilir teknolojilere 17 trilyon dolar gibi rekor düzeyde yatırım yaptı.
Ancak bu yatırımların sağladığı ilerleme her alanda aynı hızda gerçekleşmedi. Rapor, sürdürülebilirlik dönüşümünün giderek daha fazla farklılaşmanın yaşandığı yeni bir döneme girdiğine dikkat çekerken, bu ayrışmanın önümüzdeki 10 yılda daha da belirginleşebileceğine işaret ediyor. Raporda ayrıca şirketlerin bu yeni dönemi yönetebilmek için atabilecekleri adımlar ortaya konuluyor.
Rapora göre sürdürülebilirlik alanındaki yatırımlar 2025 yılında 2,4 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştı. Ancak yatırımların yüzde 90'ı yalnızca üç sektörde yoğunlaştı: yeşil enerji, binalar ve mobilite. Bu alanlarda sağlanan sermaye desteği, teknolojilerin ölçek kazanmasına ve maliyetlerin düşmesine yardımcı olurken, bu gelişmeler yeni yatırımları da beraberinde getirdi.
Buna karşılık, tarım, üretim ve malzemeler ve doğal sermaye sektörleri olmak üzere üç alanda yatırımların sınırlı kaldığı görülüyor. Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 37'sinden sorumlu olan bu üç sektör, toplam sürdürülebilirlik yatırımlarının yüzde 10'undan daha azını aldı.
Rapora göre teknolojik gelişmelerde de benzer bir ayrışma yaşanıyor. Raporda Bain'in Yeşil Teknoloji Performans Endeksi (Green Technology Performance Index), 37 sürdürülebilir teknolojinin 2025 yılındaki gerçek kullanım düzeylerini, 10 yıl önce yapılan öngörülerle karşılaştırıldı.
Buna göre yalnızca güneş enerjisi, bataryalar ve elektrikli araçlar öngörülerin üzerinde bir performans sergiledi. Buna karşılık 29 teknoloji, 10 yıl önce yapılan tahminlerin gerisinde kaldı. Beklentilerin altında kalan teknolojilerde ise üç kritik unsurdan en az birinin yeterince devreye girmediği görülüyor: teknoloji, davranış ve politika.
Yapay zekâ destekli sürdürülebilirlik şirketlere benzersiz bir fırsat yaratıyor
Bain & Company Ortaklarından Armando Guastella konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
"Bugünün CEO'ları sürdürülebilirlikte yaşanan ayrışmayı bir başarısızlık değil, geleceğe doğru adımlar atma fırsatı olarak görmeli. Tüketiciler sürdürülebilirliği artık yalnızca çevresel bir kavramla sınırlamıyor; sağlık, dayanıklılık ve enerji verimliliği gibi kriterler öne çıkıyor. Yapay zekâ ise bu motivasyonları satın alma anında görünür kılarak karar süreçlerini kökten dönüştürüyor. Etiket okumak ya da uzun araştırmalar yapmak yerine, AI destekli uygulamalar saniyeler içinde doğru bilgiyi sunuyor. Bu dönüşüm, şirketlere benzersiz bir fırsat yaratıyor: tüketicinin gerçek motivasyonunu anlayıp enerji tasarrufu ve sürdürülebilirlik boyutunu öne çıkaran markalar hem çevresel fayda sağlayacak hem de rekabette kalıcı avantaj elde edecek."
Çevresel endişeler sürdürülebilirlik konusunda şüpheci tüketicilerin de alışkanlıklarını değiştiriyor
Çevre konusundaki endişeler üç yılın ardından ilk kez yeniden yükseldi. Bain'in ABD, Birleşik Krallık, İtalya, Brezilya ve Endonezya'da 7.500 tüketiciyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, tüketicilerin yüzde 85'i çevresel sürdürülebilirlik konusunda endişeli olduğunu belirtiyor. Bu oran geçen yıl yüzde 79 seviyesindeydi.
Aşırı hava olaylarına maruz kalma, sıcak hava dalgaları, seller ve orman yangınları başta olmak üzere tüketicilerin en büyük çevresel endişesi olmaya devam ediyor. Endişe düzeyi özellikle genç tüketiciler ve hızlı büyüyen pazarlarda yaşayan tüketiciler arasında daha yüksek.
Bain'in araştırması, tüketicilerin daha sürdürülebilir bir yaşam biçimine yöneldiğini de ortaya koyuyor. Sürdürülebilir alışkanlıkların benimsenme oranı tüm kategorilerde yıllık bazda artmaya devam ediyor. Katılımcıların yüzde 83'ü üç veya daha fazla sürdürülebilir yaşam alışkanlığını benimsediğini belirtirken, bu oran 2023 yılında yüzde 73 seviyesindeydi.
Sürdürülebilirliğe önem vermediğini belirten tüketiciler arasında dahi üç veya daha fazla sürdürülebilir alışkanlığı benimseyenlerin oranı yüzde 35'ten yaklaşık yüzde 50'ye yükseldi. Ancak bu davranışların temel motivasyonu çoğu zaman çevresel kaygılar değil. Tüketiciler sürdürülebilir davranışlar sergilerken bunu çoğunlukla ekonomik fayda, sağlık veya dayanıklılık gibi nedenlerle açıklıyor. Bu durum, bireylerin söyledikleriyle yaptıkları arasındaki farkı ifade eden "söyle-yap açığı"nın tüketici tarafındaki karşılığını ortaya koyuyor.
Tüketiciler sürdürülebilir bir ürün için ortalama yüzde 18 daha fazla ödeme yapmaya hazır. Ürünün aynı zamanda sağlık açısından bir fayda sunması durumunda bu oran yüzde 24'e çıkıyor. Tüketicilerin yarısından fazlası ise yerel işletmeleri desteklemek ve tedarik güvenliğini güçlendirmek amacıyla eskisinden daha fazla yerel alışveriş yaptığını belirtiyor.
Yapay zekâ tüketici kararlarını dönüştürüyor
Yapay zekâ, tüketicilerin ürünleri araştırma, karşılaştırma ve satın alma biçimlerini yeniden şekillendiriyor. Tüketiciler sağlık, beslenme ve sürdürülebilirlik gibi konularda giderek daha fazla AI araçlarına ve ürün bilgi uygulamalarına başvuruyor. Bain Consumer Lab araştırmasına göre, AI kullanan tüketicilerin %48'i daha sürdürülebilir yaşamak için bu araçlardan yararlanırken, alışveriş sırasında %43'ü daha sağlıklı, %38'i ise daha çevre dostu ürünleri belirlemek için AI kullanıyor. Sürdürülebilirlikte tüketicilerin karar vermekte zorlanması bu dönüşümü daha önemli hale getiriyor; araştırmaya göre tüketicilerin %68'i daha düşük karbonlu ürünü doğru belirleyemiyor. Bu nedenle şirketlerin sürdürülebilirlik bilgilerini ürün ve marka bazında, açık ve AI tarafından erişilebilir şekilde uygulamalar üzerinden sunması giderek önem kazanıyor.
İklim değişiklikleri şirketler için giderek daha önemli hale geliyor
Son dönemde yaşanan aşırı hava olayları, şirketler açısından dayanıklılığın önemini de ortaya koyuyor. İklim değişikliğinden kaynaklanan afetler yüzünden kayıplar her yıl yüzde 5-7 oranında artarken, toplam kayıplar ile sigorta kapsamındaki kayıplar arasındaki fark da yüksek seviyesini koruyor.
Bain'in araştırması, iklim kaynaklı aksaklıkların tüm şirketleri aynı şekilde etkilemeyeceğine işaret ediyor. İklim kaynaklı risklerin artmasıyla birlikte, bu konuda daha duyarlı olan şirketlere doğru bir değer kayması yaşanabilir. Bu şirketler daha yüksek pazar payı ve daha güçlü gelir artışı elde etme fırsatına sahip olabilir.
Bain, 12 sektörde yaklaşık 150 bin varlığı analiz ederek, tüm varlıkların dayanıklılığın görece düşük ek maliyetlerle güçlendirilebileceği belirli fırsat dönemlerine sahip olduğunu ortaya koydu. Ancak bu fırsatların sıklığı sektörlere göre önemli ölçüde değişiyor.
Örneğin güneş enerjisi şirketleri, yeni tesisleri en başından itibaren dayanıklılık unsurlarını dikkate alarak tasarlayabiliyor ve daha sık yenileme fırsatına sahip oluyor. Buna karşılık çelik ve çimento gibi daha köklü ve sermaye yoğun sektörlerde yenileme fırsatları yalnızca 25-35 yılda bir ortaya çıkıyor. Bu nedenle doğru zamanda alınmayan kararlar, onlarca yıl sürebilecek yapısal kilitlenmelere yol açabiliyor.
İklim ve enerji dönüşümü maliyet değil, stratejik fırsat alanı
Bain & Company Ortaklarından Onur Candar raporla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "İklim değişikliği artık yalnızca uzun vadeli bir sürdürülebilirlik gündemi değil; enerji arzı, maliyetler, tedarik zincirleri ve operasyonel dayanıklılık açısından doğrudan yönetilmesi gereken bir iş konusu. Güneş, batarya ve elektrikli araçlar gibi bazı teknolojiler enerji dönüşümünde beklentilerin üzerinde ilerlerken, dönüşümün tüm alanlarında aynı ivmeyi görmek mümkün değil. Bu nedenle şirketlerin tek bir teknoloji veya senaryoya odaklanmak yerine enerji dönüşümünün hızını ve iklim risklerinin iş modelleri üzerindeki etkisini birlikte değerlendirmesi gerekiyor. Özellikle enerji yoğun sektörlerde yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve dayanıklı altyapıya yapılacak yatırımlar; yalnızca emisyonları azaltmak değil, rekabet gücünü ve iş sürekliliğini korumak açısından da önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde fark yaratacak olan, iklim ve enerji dönüşümünü yalnızca yönetilmesi gereken bir maliyet değil, doğru yatırımlar ve zamanında aksiyonlarla daha dayanıklı, rekabetçi ve geleceğe hazır iş modelleri geliştirme fırsatı olarak görebilmek olacak."
Sürdürülebilir yapay zekâda üç temel ayrışma: Yöneticiler ve tüketiciler, öncüler ve geride kalanlar, iş dünyası ve sürdürülebilirlik liderleri
Bain raporunun ortaya koyduğu en önemli algı farklılıklarından biri, yapay zekânın enerji tüketimi üzerindeki etkisine ilişkin. Yöneticiler yapay zekânın enerji kullanımını gerçekte olduğundan 16 kat daha yüksek tahmin ederken, tüketicilerin tahmini yaklaşık 30 kat daha yüksek.
Bain'in 400 üst düzey profesyonelle gerçekleştirdiği araştırmaya göre yöneticiler, yapay zekânın üç yıl içinde küresel enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 11'ini oluşturmasını bekliyor. Tüketiciler ise bu oranın yüzde 19 olacağını öngörüyor.
Buna karşılık Bain'in özel IntersectSM iklim-ekonomi modellemesi, yapay zekânın küresel enerji tüketimindeki payının çok daha düşük, yaklaşık yüzde 0,7 seviyesinde olacağını öngörüyor.
Tahminler gerçeğin üzerinde olsa da tüketicilerin endişeleri gerçek davranış değişikliklerine yol açıyor. Bain'in araştırmasına katılan tüketicilerin yaklaşık üçte ikisi, yapay zekânın enerji etkisine ilişkin endişeleri nedeniyle somut adımlar attığını belirtiyor. Bu adımlar arasında paylaştıkları bilgileri sınırlamak, farklı platformlara geçmek, bazı araçları kullanmayı bırakmak veya endişelerini kamuoyuyla paylaşmak yer alıyor.
Şirketler de farklılaşan gruplara ayrılıyor. Yapay zekâ ve sürdürülebilirlik alanlarında en yüksek olgunluk ve benimseme düzeyine sahip öncü şirketlerin (shapers) yüzde 90'ı, yapay zekâyı sürdürülebilirlik hedeflerini ilerletmek için önemli bir fırsat olarak görüyor. Geride kalan şirketlerde (laggards) ise bu oran geçen yıl yüzde 57 iken bu yıl yüzde 41'e geriledi.
Deneyim de bu ayrışmayı güçlendiriyor. Öncü şirketler, Bain araştırmasında incelenen sürdürülebilir yapay zekâ kullanım alanlarının yüzde 86'sını aktif olarak hayata geçirmiş durumda. Bu uygulamalar, şirketlerin somut sonuçlar görmesini sağlıyor. Daha az başarılı uygulamaya sahip şirketlerde ise teknolojinin potansiyeli tam olarak ortaya çıkmadan yapay zekâya yönelik güvenin azalması riski bulunuyor.
Şirketlerin içinde de farklı öncelikler bulunuyor
Şirketler içinde de sürdürülebilir yapay zekâ konusunda farklı önceliklere sahip iki grup ortaya çıkıyor. Sürdürülebilirlik yöneticileri sürdürülebilir yapay zekâ için iş gerekçesini oluştururken, iş kararlarını veren liderler ve genel müdürler yatırımların ölçeklendirilmesine odaklanıyor. Ancak iki grubun öncelikleri aynı değil.
Sürdürülebilir yapay zekâ yatırımları değerlendirilirken C-seviye yöneticiler ve genel müdürler finansal getiriyi ilk sıraya koyuyor. Sürdürülebilirlik profesyonelleri ise mevzuata uyum ve risk yönetimini önceliklendirirken finansal getiriyi dördüncü sırada değerlendiriyor.
Başka bir ifadeyle, sürdürülebilir yapay zekânın şirket içindeki iş gerekçesi, yatırımların değerlendirilmesi ve finansman kararları üzerindeki etkisi üzerinden ölçeklendiriliyor.
Sürdürülebilirlik dönüşümünde farklı hızlar öne çıkıyor
Bain & Company'nin bulguları, sürdürülebilirlik dönüşümünün geri çekilmediğini, ancak tüm alanlarda aynı hızla ilerlemediğini ortaya koyuyor. Rapor yatırım, teknoloji, şirketlerin aksiyonları ve tüketici davranışlarının birbirinden farklı hızlarda ilerlediğine işaret ediyor.
Değer yaratma açısından daha iyi konumlanabilecek şirketler; bu farklılıkları anlayan, kanıtlanmış fırsatları ölçeklendiren, teknoloji, politika veya davranış alanlarında yeni bir hızlanmanın ortaya çıkabileceği noktaları önceden gören ve halihazırda etkisini göstermeye başlayan aksaklıklara karşı dayanıklılık geliştiren şirketler olacak.
Raporun "Enerji Dönüşümü Asya'dan Geçiyor" başlıklı bölümünde Asya'nın enerji dönüşümündeki dönüşüm, rekabet, tedarik ve yatırımlara nasıl yön verdiği konularına değinilirken; "Sürdürülebilirlik İçin Yeni Yatırım Rehberi" başlıklı bölümünde de, yoğunlaşmış mülkiyet yapısının karbonsuzlaşma uygulamalarında sağladığı avantaj ile iklim riskleri ve politika alanındaki gelişmelerin sürdürülebilirlik yatırımcıları açısından nasıl farklılaşma yaratabileceği konusu ele alınıyor."
ForInvest Haber
Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.